African Skies: Phil Cohran’ın Cazla Gökyüzüne Yazdığı Sessiz Manifesto

African Skies: Phil Cohran’ın Cazla Gökyüzüne Yazdığı Sessiz Manifesto

Chicago’da bir planetaryum… Karanlık bir salon… Tavana yansıtılan yıldızlar ve arkadan yükselen, dünyaya ait olduğu kadar dünyadan kopuk bir müzik. African Skies tam olarak böyle bir yerden konuşuyor. Ne sadece bir caz albümü, ne de arka planda akan bir fon müziği. Daha çok, evrene bırakılmış sakin ama kararlı bir manifesto gibi.

Phil Cohran’ı tek bir başlık altında toplamak zor. Onu sadece trompetçi, besteci ya da caz müzisyeni olarak tanımlamak eksik kalıyor. 1960’ların başında Chicago’da serbest cazın ilk sarsıntıları yaşanırken, Cohran Sun Ra’nın Arkestra’sında trompet çalıyordu. We Travel the Space Ways gibi bugün hâlâ referans kabul edilen kayıtlarda yer aldı. Ama onun için hiçbir zaman “buradayım” deme anı olmadı. Hep bir adım sonrası, hep başka bir soru vardı.

IMG 1045

Sun Ra’dan AACM’ye Uzanan Arayış

Cohran’ın müzikal yolculuğu, dönemin pek çok müzisyeninden daha huzursuzdu. 1965’te kurulan Association for the Advancement of Creative Musicians (AACM), siyah müzisyenlerin kendi estetik ve üretim alanlarını kurma iradesinin güçlü bir simgesiydi. Cohran bu yapının kurucu üyelerindendi. Ancak orada da uzun süre kalmadı. Çünkü onun ilgisi yalnızca müziğin formuna değil, müziğin beslendiği tarihsel, kültürel ve kozmik bağlama yönelmişti.

1970’ler ve 80’ler boyunca Cohran, Afrika diasporasının tarihine, astronomiye ve farklı spiritüel geleneklere yoğunlaştı. Kendi enstrümanlarını tasarladı, eğitim atölyeleri kurdu, bir sağlık gıda dükkânı ve aynı zamanda performans alanı olarak işleyen bir mekân açtı. Müziği, hayatın geri kalanından ayrı bir alan olarak görmedi hiçbir zaman. Tam tersine, her şey birbirine temas ediyordu.

Adler Planetaryumu ve African Skies’ın Doğuşu

1993’te Chicago’daki Adler Planetaryumu’ndan gelen teklif, Cohran’ın yıllardır paralel ilerleyen tüm ilgi alanlarını tek bir noktada buluşturdu. “African Skies” adlı gökyüzü gösterisi için bestelenmesi istenen müzik, yıldızları izleyen bir izleyiciye eşlik edecekti. Bu bile başlı başına albümün neden “farklı” hissettirdiğini açıklıyor.

African Skies, baştan sona lineer bir anlatı kurmuyor. Daha çok döngülerle, tekrarlarla ve küçük varyasyonlarla ilerliyor. Zaman burada ileri doğru akmıyor; genişliyor. Albümü dinlerken bir parçanın başı ve sonu kadar, arada kalınan hâl de önem kazanıyor.

IMG 1046

Spiritüel Caz, Ama Akademik Değil

Albümün omurgasında spiritüel caz var. Harp kullanımı, özellikle Alice Coltrane ve Dorothy Ashby gibi isimleri çağrıştırıyor. Ancak bu çağrışımlar nostaljik bir tekrar hissi yaratmıyor. Cohran ve birlikte çaldığı müzisyenler, bu dili bugüne ait bir sezgisellikle yeniden kuruyor. African Skies, akademik bir “Afrika referansları” gösterisi değil; yaşayan, nefes alan bir yapı.

Yedi parçalık, 37 dakikalık bu kısa albüm coğrafi olarak oldukça geniş bir alanı kapsıyor. Afrika’dan Orta Doğu’ya, Chicago blues’una kadar uzanan izler var. Ama bu geçişler keskin değil. Albüm, tek bir bilinç hâli içinde akıyor.

Ritim Davuldan Değil, Yapıdan Geliyor

İlk dinleyişte fark edilen detaylardan biri, albümde belirgin bir perküsyon eksikliği. Cohran conga çalmış olsa da, ritim burada davulla taşınmıyor. Her enstrüman ritmik bir işleve sahip. Bas çizgileri, arp motifleri ve nefesliler birer döngü halinde birbirine eklemleniyor. Bu yaklaşım müziği aynı anda hem minimal hem de yoğun kılıyor.

Bu noktada Cohran’ın kendi tasarladığı enstrümanlardan biri öne çıkıyor: Frankiphon. Mbira ailesinden gelen bu “başparmak piyanosu”, elektronik müdahalelerle genişletilmiş bir ses paletine sahip. Hem melodik hem ritmik çalışıyor. Bazen bir harbin akışkanlığına, bazen bir davulun sabitliğine yaklaşıyor. African Skies’ın omurgası büyük ölçüde bu enstrüman üzerinden kuruluyor.

Albümün Merkezindeki Parçalar

On dakikalık “White Nile”, albümün merkezinde duran parça gibi. Yaylı bas ve arp birbirine dolanarak ilerlerken, Aquilla Sadalla’nın kelimesiz vokalleri müziğe insanî ama yönlendirmeyen bir katman ekliyor. Cohran’ın trompet solosu sabırla açılıyor; tek bir uzun notadan başlayıp blues ile modal yapı arasında salınan cümlelere dönüşüyor.

“Sahara”da ise doğaçlama daha belirgin bir rol üstleniyor. Tekrarlayan bas figürü üzerine kurulan uzun yaylı solo, adeta bir konuşma hissi yaratıyor. Ardından gelen violin uke solosu, albümün deneysel tarafını daha görünür kılıyor. “Cohran Blues” ise dinleyiciyi bir anda 20. yüzyıl başlarının Chicago’suna taşıyor. O kadar yalın ve köklü bir blues dili var ki, King Oliver’ın köşeden çıkıp katılması hiç şaşırtıcı olmazdı.

“The Changing Same” ve African Skies

1966’da Amiri Baraka’nın kaleme aldığı “The Changing Same” metni, siyah müziğin farklı formlarının ortak tarihsel köklerden beslendiğini savunur. Caz, blues, spiritüel müzik ve modern arayışlar; hepsi aynı damarın farklı yüzleridir. African Skies, bu fikri teorik olarak anlatmıyor ama müzikal olarak yaşatıyor.

Albümdeki parçalar birbirinden çok farklı gibi dursa da, aralarında gizli bağlar var. Dinledikçe fark ediyorsunuz ki, ayrılıklardan çok süreklilikler öne çıkıyor.

Zamana Değil, Mekâna Ait Bir Albüm

African Skies’ın 2010’da küçük bir baskıyla yayımlanıp kısa sürede koleksiyonerlerin gözdesi haline gelmesi tesadüf değil. Bu müzik, modaya ya da dönemin trendlerine yaslanmıyor. Zamana değil, mekâna ait. Belki de bu yüzden bugün hâlâ bu kadar etkileyici.

Bu albümü kulaklıkla, yürürken dinlemek mümkün… Ama asıl hakkını verdiği an, başınızı kaldırıp gökyüzüne baktığınız o sessiz an olabilir. Çünkü African Skies, dinleyicisini sadece bir müziğe değil, bir boşluğa davet ediyor

Benzer Yazılar