Kendi Sesini Bulmak: Berlinli FAYIM’in Kimlik, Aidiyet ve “FOKUS” Yolculuğu

Kendi Sesini Bulmak: Berlinli FAYIM’in Kimlik, Aidiyet ve “FOKUS” Yolculuğu

Berlin’de müzik yapmak başlı başına bir iddia… Çünkü bu şehir yalnızca ses üretmez, hikâye de üretir. Peki bir sanatçı için “kendi sesini bulmak” tam olarak ne demek? Sadece doğru notayı yakalamak mı, yoksa aynaya bakıp “işte bu benim” diyebilmek mi?

Alman-Ganal kökenli Berlinli müzisyen FAYIM için mesele ikinciye daha yakın. İlk EP’si FOKUS, yalnızca bir müzik projesi değil; bir kimlik beyanı, bir duruş ve belki de yıllarca geri planda kalmış bir sesin merkeze yürüyüşü. Bu üretim, dışarıya dönük bir gösteriden çok, içeriye yapılan bir yolculuk gibi.

İsmin Ardındaki Hikâye

Sanatçı isimleri bazen kulağa hoş gelsin diye seçilmiş gibi durur. Oysa burada durum farklı. FAYIM ismi, Afro-Alman yazar ve aktivist May Ayim’e bir selam niteliğinde. Bu tercih estetik bir oyun değil; politik ve kişisel bir konumlanma.

Berlin gibi kültürel çeşitliliği yüksek bir şehirde büyümek, her zaman görünür olmak anlamına gelmiyor. Aksine, kalabalık içinde kaybolmak mümkün. Özellikle de çoklu kimliklere sahipseniz… Siyah, queer ve göçmen kökenli bir birey olarak hem temsil edilmek hem de yanlış temsil edilmemek arasında ince bir çizgide yürüyorsunuz.

İsim seçimi tam da bu noktada anlam kazanıyor. “Ben kimim?” sorusuna verilen bilinçli bir cevap. Kökleri sahiplenmek, geçmişle bağ kurmak ve bunu sanata dönüştürmek… Kolay değil ama dönüştürücü.

May Ayim

Arka Plandan Merkeze

FAYIM uzun süre başka projelerde geri vokal olarak yer aldı. Sahnedesiniz ama spot ışığı üzerinizde değil… Tanıdık bir his değil mi? İş hayatında, sosyal çevrede, hatta aile içinde bile bazen destekleyici rolde kalırız. Görünürüz ama merkezde değilizdir.

FOKUS tam da bu eşikten geçişi temsil ediyor. Bu EP, “artık kendime bakıyorum” deme cesareti. Başkalarının hikâyesine eşlik etmekten, kendi hikâyesini anlatmaya geçiş. Bu geçişin içinde hem kırılganlık hem güç var.

Müzikal olarak R&B, soul, gospel ve caz dokunuşları hissediliyor. Ancak mesele türlerin karışımı değil. Asıl belirleyici olan şey, sesindeki açıklık. Abartıdan uzak, filtresiz bir anlatım. Dinlerken şunu hissediyorsunuz: Bu şarkılar bir imaj inşa etmiyor, bir iç dünya açıyor.

web FAYIM 2025 c Meklit Fekadu

Aileyi Yeniden Tanımlamak

“Aile” kelimesi hepimizin zihninde farklı bir çağrışım yapar. Kimi için güvenli bir liman, kimi için çözülmemiş bir hesaplaşma… FAYIM’in anlatısında aile, yalnızca kan bağından ibaret değil. Seçilmiş aile, dostluklar ve dayanışma da bu çemberin içinde.

Bu bakış açısı özellikle queer topluluklarda sıkça karşılaştığımız bir gerçekliğe dayanıyor. İnsan bazen doğduğu yerde değil, kabul gördüğü yerde büyüyor. Berlin’in alternatif kültür sahnesi de bu anlamda birçok kişi için bir “seçilmiş aile” alanı yaratıyor.

Şarkılarda hissedilen duygu tam olarak bu: Aidiyet arayışı. Bir yere, bir insana, hatta bazen yalnızca kendine ait olma ihtiyacı… Sevgi, kayıp, özlem ve yeniden başlama cesareti notalara sızıyor. Ve dinleyici, kendi hikâyesini bu boşluklara yerleştirebiliyor.

Politik Olan Kişiseldir

Müzik apolitik olabilir mi? Bu soru yıllardır tartışılıyor. Ancak siyah ve queer bir sanatçı olarak sahneye çıkmak, başlı başına politik bir eylem. FAYIM’in üretimi de tam bu noktada konumlanıyor.

Burada slogan atan bir ton yok. Didaktik bir anlatım da yok. Daha çok, var olmanın kendisi bir mesaj hâline geliyor. “Ben buradayım” demek, görünür olmak, kendi hikâyesini anlatmak… Temsil meselesi tam olarak böyle işliyor.

Kimlerin hikâyesi anlatılıyor? Kimler merkezde, kimler kenarda? Bu sorular sanatın her alanında geçerli. FAYIM’in yaptığı şey, merkezin sınırlarını biraz daha genişletmek. Gürültü yapmadan, ama geri adım atmadan.

Berlin’in Dönüştürücü Gücü

Berlin, uzun yıllardır alternatif seslere alan açan bir şehir. Elektronik müzikle özdeşleşmiş olsa da, son yıllarda R&B ve soul ekseninde de güçlü bir üretim var. Kültürel çeşitlilik burada sadece bir slogan değil; gündelik hayatın bir parçası.

Bu şehir hem özgürlük alanı hem de yüzleşme zemini. Farklı kimlikler bir araya geliyor, bazen çatışıyor, bazen dayanışıyor. FAYIM’in müziği de bu atmosferden besleniyor. Berlin, ona hem sahne hem de ayna sunuyor.

Şehirle kurulan bu ilişki tek yönlü değil. Sanatçı da şehrin kültürel dokusuna katkıda bulunuyor. Yeni sesler, yeni anlatılar ve yeni temsil biçimleri… Berlin’in dönüşümü biraz da bu bireysel hikâyelerle mümkün oluyor.

fayim mbassy 1

Kendine Odaklanmanın Cesareti

Modern dünyada “odak” en kıt kaynaklardan biri. Sürekli bir bildirim, sürekli bir karşılaştırma hâli… Sosyal medya, beklentiler, başarı ölçütleri derken insan kendi iç sesini duymakta zorlanıyor.

FOKUS bu anlamda zamansız bir hatırlatma. Kendine dönmek, kendi duygularını ciddiye almak ve iç sesini bastırmamak… Bunlar kulağa basit geliyor ama pratiği zor. Çünkü kendine bakmak, bazen yüzleşmek demek.

FAYIM’in yaklaşımı romantize edilmiş bir “kendini sev” söylemi değil. Daha gerçekçi bir yerden konuşuyor. Kırılganlığı saklamadan, güçlü görünme baskısına kapılmadan üretmek… Belki de en radikal hareket bu.

Gürültüyü Azaltmak

Hayat çoğu zaman bir arka plan gürültüsü gibi. Sürekli bir uğultu, sürekli bir telaş… Böyle bir ortamda kendi melodini duymak zorlaşıyor. O yüzden “fokus” kelimesi yalnızca bir EP adı değil, bir öneri gibi.

Ne kadarını gerçekten biz istiyoruz, ne kadarını alışkanlıkla sürdürüyoruz? Hangi hayaller bize ait, hangileri ödünç? Bu sorular kolay değil ama sormadan ilerlemek de mümkün değil.

FAYIM’in müziği tam da bu soruları hatırlatıyor. Cevap vermiyor, dayatmıyor. Sadece alan açıyor. Ve bazen bir sanat eserinin yapabileceği en güçlü şey budur: Alan açmak.

Kendi sesini bulmak bir varış noktası değil, bir süreç. Bazen geri adım atarak, bazen risk alarak ilerliyor. FAYIM’in FOKUS yolculuğu, kimliği sahiplenmenin ve kırılganlığı saklamadan üretmenin mümkün olduğunu gösteriyor.

Belki hepimiz hayatımızın bir döneminde arka planda kalıyoruz. Ama mesele orada kalmak değil. Spot ışığını talep etmek de değil belki… Sadece kendi ışığını yakmak.

Şimdi durup düşünme zamanı: Siz kendi hayatınızda neye odaklanıyorsunuz? Gürültüye mi, yoksa içinizden gelen o sessiz ama ısrarcı sese mi?

Benzer Yazılar