La La Land: Cazın Ritminde Aşk, Tutku ve Tereddüt

La La Land: Cazın Ritminde Aşk, Tutku ve Tereddüt

Caz: Chazelle Sinemasının Ruh Dili

Damien Chazelle’in filmlerinde caz, yalnızca bir müzik türü değil, karakterlerin tutkusunu, takıntısını ve hayalleri uğruna katlandıkları fedakarlıkları simgeleyen güçlü bir anlatı aracıdır. Özellikle Whiplash (2014) ve La La Land (2016) gibi filmlerde caz, karakterlerin içsel çatışmalarını ve mükemmellik arayışlarını görünür kılar.

Whiplash’te caz, genç davulcu Andrew’ın sınırlarını zorlayan, kimi zaman yıkıcı bir disiplinin aracıdır. Burada caz özgürlük değil, aksine bir savaş alanı. La La Land ise cazı daha nostaljik ve romantik bir yerden ele alıyor. Sebastian’ın caz kulübü açma hayali, sanata ve otantik müziğe olan inancını temsil ediyor.

Chazelle’in cazı anlatısına dahil etme biçimi, teknik mükemmelliğe ve duygusal yoğunluğa duyduğu hayranlığı da yansıtır. Kamera hareketleri, ışık kullanımı ve ritmik kurgu; caz müziğinin doğaçlama ama kontrollü yapısıyla paralellik gösterir. Sonuçta caz, Chazelle’in sinemasında hem biçimsel hem tematik bir tutkunun adı olur. İlişkilerinde mutluyken ve her şey yolundayken kamera hep çok hareketli ama ilişkileri çatırdamaya başladıkça kamera açıları daha sıkıcı, düz ve hareketsiz tek açıdan olmaya başlıyor. Bu da Chazelle’in anlatımının çok yönlülüğünü pekiştiriyor.

“Cazı kurtarmak istiyorum diyorsun. Kimsenin dinlemediği bir şeyi nasıl kurtaracaksın? Caz senin gibi insanlar yüzünden ölüyor. The Lighthouse’da 90 yaşındakiler için çalıyorsun. Peki çocuklar, gençler nerede? Kenny Clarke ve Thelenious Monk’a kafayı takmışsın ama onlar devrimciydi. Bu kadar gelenekçiyken nasıl devrimci olabilirsin? Geçmişe tutunup kalmışsın fakat caz geleceği anlatır.”

 

La La Land
Mia ve Sebastian

 

La La Land’in Rüya Gibi Hikâyesi

Film, küçük işlerle geçinen idealist bir caz piyanisti Sebastian ve oyunculuk hayallerini seçmelere taşıyan Mia’nın yollarının kesişmesiyle başlar. Los Angeles’ta, güneşin altında parlayan ama gölgeleri de sert olan bir kentte geçer bu hikâye. Chazelle’in anlatısında şehir, bir karakter gibi davranır. Onun sokakları, hayalleri kadar acı gerçekleri de barındırır.

Açılış sahnesiyle başlayalım. Trafikte sıkışmış onlarca insan, “Another Day of Sun” eşliğinde araçlarından çıkıp dans etmeye başlar. Bu sahne, filmin vaadini daha ilk dakikadan sunar: Rüya ile gerçeğin, nostalji ile bugünün iç içe geçtiği bir dünya. Ancak bu renkli girişin ardında bir çelişki yatar. Çünkü Chazelle’in kurguladığı atmosfer ne tam anlamıyla geçmişe aittir, ne de bugünü bütünüyle yansıtır.

Sebastian’ın caz kulübü açma hayaliyle, John Legend’ın canlandırdığı Keith’in yaklaşımı arasında geçen tartışma dikkat çekicidir. Keith’in “Caz bir zamanlar yenilikle ilgiliydi, şimdi sen geçmişi kutsuyorsun” sözleri, aslında Chazelle’in sinema anlayışının da kısa bir özeti gibidir.. La La Land’deki caz, duygusal olarak geçmişe bağlıdır ama anlatı olarak güncel kalmak zorundadır.

Filmin finali ise başlı başına bir görsel şiirdir. Sebastian ve Mia, olabilecek bir başka hayatın düşsel bir versiyonunu yaşar; müziğin, rengin ve hareketin içinde. Bu sekans, aşkın ve hayalin ne zaman, nasıl ve neden kaybedildiğini değil ne kadar güzel olabileceğini gösterir. Bir yandan kalp kırıcıdır, diğer yandan umut verici. Çünkü bazen bir şeyin olmaması, onun kıymetini daha çok arttırır.

La La Land hem bir aşk hikâyesi hem de sanatın ne kadar kişisel ve politik olduğunu hatırlatan bir film. Sanatı yalnızca estetik bir form olarak değil, karakterlerin idealleri, zaafları ve seçimleri üzerinden bir yaşam biçimi olarak yansıtıyor. Belki de bu yüzden Chazelle’in sineması, caz gibi: doğaçlama ama planlı, serbest ama disiplinli, geçmişe yaslanan ama daima yenilik kovalayan bir formdadır.

 

La La Land

 

Hayal ile Gerçek Arasında Bir Aşk 

La La Land, yalnızca bir aşk filmi değildir. Chazelle, karakterlerin ilişkisini klasik romantik kalıplarla değil, tercihler, çelişkiler ve zamanlama üzerinden kurar. Mia ve Sebastian’ın aşkı; hayallere duyulan inançla, bu hayallerin birlikte mümkün olup olamayacağına dair bir sınavdır.

Açılış sekansındaki dans sahnesi, filmin düşsel dünyasına giriş bileti gibidir. Ancak bu düş, her zaman mutlu sonla bitmez. Chazelle’in filmlerinde başarı ve aşk, aynı anda var olamayacak kadar ağır yüklerdir. Bu nedenle finalde izlediğimiz “alternatif hayat” sekansı; seyircinin kalbinde bir sızı bırakır. Belki başka bir zamanda, başka bir şehirde o hayat yaşanabilirdi… (bkz: La La Land )

 

La La Land
La La Land film afişi

Caz Gibi Bir Yönetmen: Damien Chazelle

Chazelle’in yönetmenlik tarzı, cazın doğasıyla örtüşür: doğaçlamaya açık ama matematiksel bir titizlikle kurgulanmış. Işık, müzik ve kamera hareketleri; onun dünyasında senaryonun bir parçası değil, karakterin ruh halini anlatan araçlardır. Oscar tarihinde En İyi Yönetmen ödülünü alan en genç isim olan Chazelle, yalnızca teknik ustalığıyla değil, nostaljiye duyduğu şiirsel yaklaşımıyla da hafızalara kazındı.

 

Damien Chazelle
Damien Chazelle

 

Bir çok kişi için bir aşk filmi gibi gözükse de, filmi birden fazla izlemiş kişiler iyi bilir ki bu aşk kılığında bir başarı filmidir. Buna göz kırpan en güzel detaylardan birini sizlerle paylaşmamız gerekirse; filmin başlarında gördüğümüz “Someone in the Crowd” şarkısında geçen “Kalabalığın içindeki bir kişi, senin tanıman gereken o kişi olabilir.” lafı, filmi ilk kez izleyenler için potansiyel bir aşka göz kırpıyor gibi gözükse de, ilerleyen dakikalarda görüyoruz ki Mia karakterinin tanıması gereken o kişi aslında tiyatro oyununa gelen 8 kişilik seyircinin içindeki o yönetmen kadındı.

La La Land, klasik müzikallerin mirasını taşıyan ama bir o kadar da günümüzün kırılgan hayallerine seslenen modern bir masal olarak tarihte yerini aldı.

 

Farklı konulara meraklıysanız, içerik arşivimizde ilginizi çekecek başka yazılar da mutlaka vardır. Müzikten sinemaya, kültürden yaşama uzanan geniş yelpazemizde gezinmeye devam edin — her sayfada yeni bir şey keşfetmeniz mümkün. (bkz: Quentin Tarantino Sineması: İzlemeden Geçme )

 

 

Benzer Yazılar