Toshiko Akiyoshi: Doğudan Yükselen Özgün Diva

Toshiko Akiyoshi: Doğudan Yükselen Özgün Diva

Toshiko Akiyoshi: Doğudan Yükselen Özgün Diva

Loft Caz Gazetesinin ilk sayılarında Japon cazından bahsederken Toshiko Akiyoshi’nin önemini kısaca vurgulamaya çalışmıştım. Usta piyanistin bu sayfalarda daha fazla yer almayı hak ettiğini düşünerek bu sayıdaki yazımın tamamını kendisine ayırdım

Toshiko Akiyoshi, 1929’da Çin’in Mançurya bölgesinde doğdu. Dönemin sömürgeci politikaları neticesinde Japonya’dan Çin’e göç etmiş hali vakti yerinde bir ailenin dördüncü kızı olarak büyüyen Toshiko, müziğe olan ilgisini erken yaşlarda göstermeye başladı. Altı yaşında piyano çalmayı öğrendi ve kısa sürede yeteneği fark edildi. Ancak, II. Dünya Savaşı’nın sonunda Japonya’nın aldığı ağır yenilgiye bağlı olarak ailesi ile Japonya’ya geri dönmek zorunda kaldı.Neredeyse tüm mal varlığını kaybetmiş bir halde ülkesine geri dönen aile yetenekli kızlarına Çin’deki hayat standartlarının tam aksine bir piyano bile alamayacak durumda kalmıştı.

Bir röportajında Akiyoshi, aile Japonya’ya geri döndüğünde “ebeveynlerinin her şeylerini kaybettiklerini söyler. Mançurya’da piyano çalabiliyorken, ailesi artık ona bir enstrüman dahi sağlayamayacak hale gelmiştir; kısa bir süre piyanoya ara vermek zorunda kalır. İmdadına odönemlerde Japonya işgal altında olduğu için hem Amerikalı askerlere hem de yerel halka hizmet veren kulüpler yetişir. Kulüplerin sadece yabancı askeri birlikleri değil, dans etmek ve müzik dinlemek isteyen Japonları da eğlendirmek için müzisyenlere ihtiyacı vardı. Piyano çalabilmeyedevam etmek için, genç Akiyoshi ilk işlerini kulüplerde küçük gruplarla çalarak aldı. Bir Bud Powell hayranı olarak onun müziği ekseninde çalışmalarına devam etti ve neredeyse iki yıldan kısa bir sürede iyi piyano çalan bir kızdan, etkileyici ve kendi soundu olan bir caz piyanistine dönüştü. 1951’e geldiğimizde ise profesyonel olarak piyano çalıyor ve kendi caz grubunu yönetiyordu. O yıllarda Japonya’da askerlik yapmakta olan piyanist Hampton Hawes anılarında Akiyoshi’den şu şekilde bahsediyor: “Onu ilk olarak Yokohama’daki Harlem Club’da gördüm, üzerinde kimonosu ile piyanonun başına oturdu ve piyanoyu ateşe verdi, Kansas City’den çıkma usta bir piyanist gibi swing ediyordu”…

 

640px Toshiko Akiyoshi

 

Farklı bir iki grupta çaldıktan sonra “Cozy Quartet” caz grubunu kurdu ve erkek egemen bir dünyada çalışkanlığı ve ödün vermeyen mizacı ile kendine zorlu da olsa bir yer edindi. O yıllarda kariyerinin başında ve Akiyoshi’nin himayesinde olan ünlü saksafoncu Sadao Watanabe’nin hikayeleri de bunu kanıtlar nitelikte; “Bir canlı performans sırasında Toshiko’nun yazdığı,Charlie Parker’ın “Moose the Mooche” parçasının transkripsiyonunu iyi çıkaramadığım an bana sahnede attığı fırçayı unutamam… Bir profesyonel olmak istiyorsam bu tip hatalar yapmamam gerektiğini çekinmeden söylerdi, ama iyi bir performanstan sonra beni güzel bir yemeğe davet etmekten de geri kalmazdı

1952’de piyanist Oscar Peterson, “Jazz at the Philharmonic” konser serilerinin Japonya bacağında iken Akiyoshi’yi keşfetti. Onu Tokyo’daki bir gece kulübünde dinledikten hemen sonra yapımcı Norman Granz’ı onu bir plak kaydına davet etmesi için ikna etti. İlk plak kaydı 1954 yılında Granz’ın sahibi olduğu ve sonraki yıllarda Verve Records’a evrilecek olan Norgran Records’tan yayınlandı ve Akiyoshi’nin şansı döndü. “Toshiko’s Piano” albümü (Japonya’daki ismi ile “Amazing Toshiko Akiyoshi”) oldukça dikkat çekti ve 1956’da Boston’daki Berklee School of Music’ten, çok zorlu bir süreç sonunda olsa bile, burs kazanmasının yolunu açtı ve okulun ilk Japon öğrencisi oldu. Bu muhtemelen piyanistin hayatındaki dönüm noktalarından birisi idi, çünkü artık Japonya savaş sonrası yaşanan buhranı yavaş yavaş atlatmaya başlamış, halk ve ülkedeki Amerikalı nüfus daha çok eğlence peşine düşmüş, bu da dans müziğini ve vokal ağırlıklı müzikleri ön plana çıkartırken, Akiyoshi ve benzerleri tarafından icra edilen daha damardan caz müziğine talebi azaltmıştı. Bu yüzden kendi ülkesinin dışına çıkması kaçınılmaz olmuştu.

 

Screenshot 2025 07 12 at 12.59.40

 

Toshiko Akiyoshi, ABD’ye ilk geldiğinde, İngilizce öğrenmek ve caz dünyasında kendine bir yer edinmek için büyük zorluklarla karşılaştı. Amerika’daki kariyerinin başlangıcında caz peşinde koşan Asyalı bir kadın olarak birçok önyargı ve klişeyle mücadele etmek zorunda kaldı. 1956’da Amerika Birleşik Devletleri’ne geldiğinde, müzisyenliğinden çok görünüşüyle ​​dikkat çekti. Los Angeles Times muhabirine verdiği bir röportajda;Bana karşı çok büyük bir ilgi vardı. Neden biliyor musun? Çünkü ben tuhaftım. O günlerde Bud Powell gibi çalan bir Japon kadını piyano başında görmek alışıldık bir görüntü değildi. Özellikle medyadan gelen ilgi özgün veya yetenekli olduğum için değil tuhaf olduğum içindi,” diye anlatır. Ancak kısa bir süre içerisinde üstün piyano becerileri ve müziğe olan tutkusu sayesinde hızla müziği ile kabul görmeye başladı. Oscar Peterson’ın desteği ile de kısa süre içinde önemli caz müzisyenleriyle çalışma fırsatları elde etti.

1959’da New York’a taşındı ve iyi bir bebop piyanisti olarak ün kazandı. Birdland, Village Gate, Five Spot, Half Note gibi kulüplerde çaldı. Ancak yukarıda da bahsettiğim şekilde, hem kadın hem de Asyalı olduğu için caz dünyasında uzun yıllar ayrımcılığa maruz kaldı. Gene aynı sene içerisinde ilk kocası saksafoncu Charlie Mariano ile evlendi ve karı koca olarak bir dörtlü oluşturdular (davulda Eddie Marshall ve basta Gene Cherico ile). 1960’larda Akiyoshi, caz dünyasına damgasını vurmaya devam etti. Yeteneğini büyük gruplar için besteci-aranjör olarak göstermeye başladı ve 1962’de Charles Mingus ile çalıştı.

1973’te Akiyoshi, ikinci kocası, saksafoncu ve flütçü Lew Tabackin ile Los Angeles’a taşındı.Aynı yıl en büyük hayalini gerçekleştirdi ve Toshiko Akiyoshi Caz ​​Orkestrası’nı kurdu. O dönemdeThe Tonight Show programında çalan Tabackin, 16 kişilik orkestranın şehirdeki en iyi stüdyo müzisyenlerinden oluşmasına öncülük etti. Modern diyebileceğimiz bir “Big band”geleneğini zengin orkestrasyon, orijinal aranjmanlar ve ritmik kompleksite ile 70’li yıllarda yeniden kurgulayan orkestra, Asyalı bir kadın piyanist ve bir Amerikalı saksafoncu tarafından yönetilen yenilikçi bir caz topluluğuydu. Orkestranın soundu, hem Akiyoshi’nin geleneksel Japon müziği kökenlerine, hem de Batı cazının modern tınılarına dayanmaktaydı. Bu, Akiyoshi’yi caz dünyasında eşsiz bir figür haline getirdi.

Orkestra, 1976’da Long Yellow Road ile DownBeat Critic’s Poll ve yılın en iyi caz albümü ödüllerini kazanarak büyük bir başarı elde etti. Akiyoshi bu başarılardan sonra boş durmadı ve sound olarak da müziğini çeşnilendirmeye başladı, bunu da bestelerine ve düzenlemelerine Japon temalarını ve enstrümanlarını da dahil ederek yaptı. Bu anlayış onun alamet-i farikası haline geldi çünkü bunu sadece otantik olmaya gayret gösterme adına değil, içsel bir güdü ile yaptı. Amacı hiçbir zaman kendini Amerikan meslektaşlarından soyutlayıp Japon ve Amerikan “sound” harmanı yaratmak olmadı, hatta tam tersine sadece kendi ses evrenini yaratmanın peşinde oldu… Nitekim, 1970’ler ve 1980’ler boyunca Akiyoshi’nin orkestrası, dünya çapında büyük başarılara imza attı ve birçok önemli caz festivalinde ve konser salonunda sahne aldı. Kendine özgü besteleri ve düzenlemeleriyle müzik dünyasında büyük bir hayran kitlesi elde etti.

1982’de Akiyoshi ve kocası New York’a geri döndüler ve New Yorklu müzisyenlerle ile çalıştılar. 1983 senesinde Kool Caz Festivali’nin açılış grubu olarak Carnegie Hall’da sahne aldılar. Akiyoshi, DownBeat Okuyucu Anketinde En İyi Aranjör ve Besteci kategorisinde birinciliği alan ilk kadın oldu. Diğer önemli ödülleri arasında Shijahosho (1999, Japon İmparatoru’ndan), Japonya Vakfı Ödülü, Yükselen Güneş Nişanı (Order of the Rising Sun),Rosetta ile Altın Işınlar (Gold Rays with Rosetta) (2004, Japon İmparatoru’ndan), Asahi Ödülü (2005, Asahi Shimbun gazetesinden); ve NEA Caz Ustası (2007 NEA Jazz Master: Amerikan cazının en önemli ödülü) gibi ödüller var. Otobiyografisi Life with Jazz (1996) ise, Japonya’dadefalarca basıldı. Bu arada 14 kez Grammy adayı oldu ama hiç kazanamadı… 1983 yılında çekilen ve yönetmenliğini Renee Cho’nun yaptığı “Jazz Is My Native Language” (Caz Benim Anadilimdir) belgeseli ilgilenenlere sanatçı hakkında çok daha fazla bilgi verecektir.

Akiyoshi’nin orkestrası, 2003 yılında resmi olarak dağıldı, ancak o hala aktif olarak müziğe ve caz sahnesine katkıda bulunmaya devam ediyor. Caz dünyasının önde gelen kadın müzisyenlerinden biri olarak kabul edilen Toshiko Akiyoshi, özgün müziği ve liderlik becerileriyle günümüze kadar saygın bir caz sanatçısı olarak anılmaya devam etti ve ediyor.

Peki usta sanatçıyı bu denli özgün kılan neydi? Akiyoshi, çağdaş cazın en yetenekli, en yenilikçi,piyanist, besteci ve orkestra liderlerinden biridir. Müziğe olan tutkusu, başarıları ve etkileyici kariyeriyle kendini, özellikle kariyerinin başında yaşadıklarına rağmen, kanıtlamış bir sanatçıdır. Ve tüm bunları Asya kökenli bir sanatçı olarak becerdiği de unutulmamalıdır… Her ne kadar, hayatını Amerika’da geçirse bile Japon cazının da farklı bir lige çıkmasına hizmet etmiş, Japon sanatçılarının seslerinin duyulması konusunda oldukça etkili bir isim olmuştur.

Toshiko Akiyoshi, özellikle Berklee eğitimi sayesinde Amerikan caz geleneğini iyi anlamış ve onun temel öğelerini öğrenerek kendi Japon kimliğiyle harmanlamıştır. Bu sayede, Japon müziği ve kültürünü cazın temel unsurlarıyla birleştirerek kendine özgü bir müzik diline sahip olmuştur.Akiyoshi’nin müziği, karmaşık armonik yapılar ve sıra dışı formlar içerir. Çalışmaları, cazın geleneksel sınırlarının ötesine geçerek yeni ve heyecan verici farklı evrenlere ulaşır.

Saf müzikal çerçeve dışında da bir kadın orkestra lideri olarak da döneme damgasını vurmuş ve birçok kadın müzisyeni pozitif anlamda etkilemiş ve yollarını açmıştır.

Akiyoshi’nin başarısı, Japon genç müzisyenlerin gözünde onu önemli bir rol modeli haline getirmiştir. Japon gençlerine, kendi müzikal kimliklerini bulmaları ve dünya çapında müzik sahnesinde yer alabilmeleri konusunda ilham ve cesaret vermiştir.

Sonuç olarak, Toshiko Akiyoshi, Japon cazı için de, Amerikan ve Batı cazı için de önemli bir figürdür, çünkü kendi benzersiz müzik tarzını yaratmış ve uluslararası başarıları sayesinde Japon caz müziğinin tanınmasına ve küresel bir izleyici kitlesi kazanmasına katkıda bulunmuştur. Bunu yaparken Amerikan cazı kavramından çok fazla uzaklaşmamış ama son derece de özgün kalmayı becerebilmiştir.

Bu becerilerine, eşi ile kurduğu orkestranın tarzı, geleneksel caz topluluklarından farkını ve daha derin bir bestecilik ve düzenleme zenginliğini fark edince, şahit olmak çok zor değildir. Akiyoshi, kariyeri boyunca kendi bestelerini ön plana çıkartmak yerine, orkestranın diğer üyelerine odaklanan bir lider olarak caz sahnesindeki yerini alırken orkestra üyelerinin müzikal kişiliklerine de kıymet vererek grup içindeki yaratıcı etkileşimi güçlendirdi.

Toshiko Akiyoshi, 1980’lerin ve 1990’ların başının en tanınmış ve etkili caz orkestra liderlerinden biri haline gelmişti. Müziği, kültürel açıdan önemli bir birleşimi temsil ediyor ve özgün tarzı caz dünyasında takdir ediliyordu. Tüm bunların neticesinde, Akiyoshi’nin orkestrası, birçok ünlü caz festivalinde başarıyla sahne aldı ve uluslararası ün kazandı.

Özgünlüğünün farklı bir boyutu da Toshiko Akiyoshi’nin müziğinin, birleştirici ve sınırları zorlayıcı bir yaklaşımı temsil etmesinden kaynaklanır. Hem Batı cazının temel öğelerini kullanan hem de geleneksel Japon müziği unsurlarını içeren müziği, dinleyicilere eşsiz bir deneyim sunar.Bunu yaparken Tsudzumi ve Kakku gibi farklı davulları, Utai gibi geleneksel tiyatrodan gelen bir vokal tekniğini ve üç telli Shamisen gibi farklı Japon enstrümanlarını kullanmaktan çekinmez. Bu kültürel harmanlama sayesinde Akiyoshi’nin mirası, cazın zenginliklerine katkıda bulunan bir müzikal dönüm noktası olarak hatırlanmaya devam edecektir.

Belli başlı albümlerinden bahsetmek gerekirse aşağıdaki listeye göz atmak faydalı olacaktır.

“Toshiko’s Piano” (1954): Akiyoshi’nin ilk albümüdür ve Oscar Peterson’ın Norman Granz’i ikna etmesi sonucunda kaydedilmiştir. Piyaniste Oscar Peterson’un grubundan Herb Ellis, Ray Brown ve J.C. Heard eşlik etmiştir.

“Toshiko Mariano Quartet” (1961): Akiyoshi, bu albümde Charlie Mariano (saksafon), Gene Cherico (bass) ve Eddie Marshall (davul) ile çalışır. Albüm, ağırlıklı olarak Akiyoshi ve Mariano bestelerini içerir.

“Kogun” (1974): İkinci eşi ile kurduğu orkestranın ilk albümü. Akiyoshi bu albümün parçalarını bestelerken 2. Dünya Savaşı esnasında ormanda kaybolmuş ve otuz yıl sonra bulunan ve savaşın devam ettiğini sanan bir askerin hikayesinden esinlenmiştir. Bu albüm özellikle ilginçtir zira Akiyoshi’nin yaratıcılık bağlamında sıkıştığı hatta neredeyse müziği bırakmayı düşündüğü bir dönemde çok sevdiği Duke Ellington’ın ölümü ardından kaydedilmiştir. Ellington’ın kendi ırkı ile ilgili farkındalığı ve bilinci karşısında etkilenen Akiyoshi ABD’de erkek egemen caz sahnesinde bir Asyalı kadın olarak verdiği mücadeleleri de hatırlayarak müziğe çok daha özgün bir şekilde sarılmıştır bu albümde.

“Insights” (1976): “Toshiko Akiyoshi Jazz Orchestra” adı altında çıkan bu albüm, büyük caz orkestrasının başarılı bir örneğidir. Akiyoshi’nin düzenlemeleri ve besteleri, orkestranın gücünü ve yeteneklerini yansıtır. Bu albümde orkestraya farklı Japon müzisyenler de geleneksel enstrümanlarıyla eşlik etmişlerdir.

“Farewell to Mingus” (1980): Bu albümü Akiyoshi Charles Mingus’a adamıştır ve Mingus’un müziğine saygı duruşu niteliğindedir.

“Hiroshima: Rising from the Abyss” (2001): Bu albüm, Hiroşima’nın atom bombası saldırısının 50. yılına ithafen kaydedilmiştir. Akiyoshi, bu albümde Hiroşima’daki trajediyi anlatan derin ve dokunaklı bir müzikal anlatı oluşturur. Kendisine yollanan ve atom bombası sonrasında çekilmişdokunaklı bir fotoğraftan yola çıkarak umudun her zaman var olduğunu vurgulamak istemiştir.

Toshiko Akiyoshi’nin kariyeri boyunca çok fazla albüm kaydettiği unutulmamalıdır. Yukarıda sıralananlar sadece benim kendi zevkime daha çok uyan örneklerden oluşmaktadır. Akiyoshi’nin farklı dönemlerdeki çalışmalarını keşfetmek için diğer albümlerini de dinlemek faydalı olacaktır.

Aşağıdaki QR kod ile sizler için oluşturduğum seçkiye ulaşabilirsiniz. Bu parçalara ek olarak “Kogun” albümünü de dinlemenizi öneririm.

 

Screenshot 2025 07 12 at 12.59.24

 

Toshiko Akiyoshi, 93 yaşında bile müziğe olan bağlılığını sürdürüyor ve kendisinin ve müziğinin gelecek nesillere ilham vereceği inancını koruyor. Savaş sonrası tren istasyonlarında meslektaşları ile toplaşıp adeta bir işçi pazarı ortamında “Bize iki trompetçi, bir de piyanist lazım” şeklinde bağırıp toplama caz grubu oluşturmaya çalışan kulüp idarecilerini bekleyerek başlayan kariyerinin onu bulunduğu noktaya nasıl getirdiğini görmek etkileyici bir hikaye. Onun çalışmaları ve yaptıkları, Japon cazının tanınmasına, özellikle de Japon cazının yersiz bir şekilde yediği imitasyon algısının (en azından bazı müzisyenler adına) kırılmasına ve küresel bir izleyici kitlesi elde etmesine katkıda bulunmuş ve caz müziğinin gerçekten de evrensel bir dili olduğunu kanıtlamıştır.

Benzer Yazılar