Müzikle Anlatılan Beş Ayrı Evren
Beş farklı evrende müzik ve sinemanın kesiştiği en etkileyici filmleri keşfedin; her biri sizi bambaşka bir yolculuğa çıkaracak.
Amadeus (1984)
Viyana’da yükselen genç dâhi Mozart, sarayın kıdemli bestecisi Salieri’nin hayranlığını ve kıskançlığını tetikler.
Tanrı’nın ilhamını başka birine verdiğine inanan Salieri, bu kıskançlıkla kendini yavaş yavaş tüketmeye başlar.
Müzik ve dehanın, insan doğasının zaaflarıyla çarpıştığı unutulmaz bir anlatı.

The Wall (1982)
Bir rock yıldızı, geçmişin travmalarıyla baş edemeyip kendi içine kapanır ve gerçeklikten kopar.
Müziğin, animasyonun ve sembollerle örülü görsel dünyaların birleştiği karanlık bir içsel yolculuk sunar.
Pink Floyd’un ikonik albümünü sinemaya çeviren çarpıcı bir deneyim.

Saturday Night Fever (1977)
Brooklyn’de yaşayan genç Tony, hafta sonları disko pistinde kendini özgürce ifade edebildiği bir dünyaya kaçar.
Gündüz sıradan bir hayat, gece ise dansla parlayan bir kimlik…
Bee Gees’in şarkılarıyla 70’ler kültürünün simgelerinden biri haline geldi.

The Commitments (1991)
İrlanda’da yaşayan bir grup genç, yoksul mahallelerinden çıkarak bir soul grubu kurmaya çalışır.
Tutku, ego ve hayal kırıklıklarıyla dolu bu yolculuk, gerçekliğe sıkı sıkıya bağlı samimi bir müzik hikâyesine dönüşür.
Sokaktan sahneye uzanan, neşeli ve dokunaklı bir serüven.

The Umbrellas of Cherbourg (1964)
Genç âşıklar Geneviève ve Guy, savaş ve zamanın dayatmaları yüzünden ayrılmak zorunda kalır.
Tüm diyalogların müzikle söylendiği bu pastel renkli film, aşkın geçiciliğini melodilerle anlatır.
Görsel bir şiir, müzikal bir kalp kırıklığı.

Feminist sinemanın günümüzdeki en güçlü temsilcilerinden biri olan Greta Gerwig’in sinema dilini merak ediyorsanız bu yazımıza göz atabilirsiniz.