PİNK FLOYD’U YANLIŞ ANLAMAK

PİNK FLOYD’U YANLIŞ ANLAMAK

Pink Floyd’u yalnızca birkaç ikonik albüm ve şarkıyla tanımlamak kolay. The Dark Side of the MoonWish You Were Hereve The Wall grubun mirasının merkezinde yer alsa da Pink Floyd’un hikâyesi bu üç albümden çok daha geniş.

Grup, 1960’ların psychedelic Londra sahnesinde deneysel bir topluluk olarak ortaya çıktı. Yıllar içinde sound’u değişti, üyelerin rolleri dönüştü ve müzikleri giderek daha büyük fikirlerin etrafında şekillendi.

Belki de Pink Floyd’un en büyük yanlış anlaşılması tam olarak burada başlıyor: Onları tek bir döneme aitmiş gibi düşünmek.

SYD BARRETT’IN PINK FLOYD’U

Pink Floyd’un ilk yıllarında grubun yaratıcı merkezinde Syd Barrett vardı.

Barrett’ın şarkıları, grubun ileride geliştireceği ağır ve atmosferik yapıdan oldukça farklıydı. Psychedelic rock’ın özgür ruhunu taşıyan bu dönem; tuhaf sözler, deneysel gitarlar ve gerçeküstü dünyalarla şekilleniyordu.

The Piper at the Gates of Dawn, Pink Floyd’un ilk kimliğini anlamak için hâlâ en önemli kayıtlardan biri.

Barrett’ın ayrılmasıyla grup yalnızca bir üyesini kaybetmedi. Aynı zamanda müzikal yönünü de değiştirdi.

YENİ BİR SESİN DOĞUŞU

David Gilmour’un katılması ve Roger Waters’ın giderek daha fazla söz yazarlığı üstlenmesiyle Pink Floyd’un müziği farklı bir noktaya ilerledi.

Richard Wright’ın klavyeleri ve Nick Mason’ın davulları da bu yeni sesin temel parçalarıydı.

Grup artık yalnızca psychedelic deneyler yapan bir topluluk değildi.

Daha uzun şarkılar, kavramsal albümler ve birbirine bağlanan temalar Pink Floyd’un yeni kimliğini oluşturdu.

2bdb84560aa4f1779a0b1946d254c906

THE DARK SIDE OF THE MOON

1973’te yayımlanan The Dark Side of the Moon, Pink Floyd’un küresel ölçekte tanınmasını sağlayan en önemli dönüm noktalarından biriydi.

Ancak albümün başarısı sadece ticari değildi.

Zaman, para, ölüm, stres ve insan psikolojisi gibi konular albüm boyunca birbirine bağlanıyordu. Stüdyo efektleri ve ses tasarımı da müziğin ayrılmaz bir parçası hâline gelmişti.

Pink Floyd burada önemli bir şey başardı:

Deneysel müziği geniş kitlelere ulaştırdı.

WISH YOU WERE HERE VE KAYIP DUYGUSU

Wish You Were Here ise grubun geçmişiyle yüzleştiği albümlerden biri oldu.

Syd Barrett’ın Pink Floyd üzerindeki etkisi hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadı. Grup ilerledikçe onun yokluğu, kaybedilen bir arkadaşın ötesinde bir sembole dönüştü.

Albüm aynı zamanda şöhretin, müzik endüstrisinin ve insanların birbirinden uzaklaşmasının hikâyesini anlatıyordu.

Bu nedenle Wish You Were Here, yalnızca nostaljik bir albüm değil; Pink Floyd’un kendi geçmişine baktığı bir çalışma olarak da okunabilir.

95b4e1b83a57eda1e2b2d3ad02238f11 1

WATERS VE GILMOUR

Pink Floyd’un en güçlü dönemlerinin arkasında iki farklı yaratıcı yaklaşım vardı.

Roger Waters daha çok hikâyeler, kavramlar ve politik temalar üzerinden ilerliyordu.

David Gilmour ise melodiler, gitarlar ve atmosfer konusunda grubun karakterini belirliyordu.

Bu iki yaklaşım uzun süre birbirini tamamladı.

Ancak grup büyüdükçe yaratıcı kontrol konusundaki anlaşmazlıklar da büyüdü.

Bir zamanlar Pink Floyd’un gücünü oluşturan yaratıcı gerilim, zamanla grubun en büyük problemlerinden birine dönüştü.

PINK FLOYD NEDEN HÂLÂ YANLIŞ ANLAŞILIYOR?

Çünkü Pink Floyd’u tek bir cümleyle anlatmak neredeyse imkânsız.

Onlar yalnızca “progresif rock grubu” değildi.

Yalnızca The Dark Side of the Moon değildi.

Yalnızca Roger Waters veya David Gilmour da değildi.

Syd Barrett’ın psychedelic dünyası, Richard Wright’ın klavyeleri, Nick Mason’ın davulları, Waters’ın kavramsal anlatıları ve Gilmour’un gitarı farklı dönemlerde grubun kimliğini şekillendirdi.

Bu yüzden Pink Floyd’un hikâyesi aslında tek bir grubun hikâyesinden çok, yıllar boyunca değişen bir müzik evreninin hikâyesi.

135cc00ada316403a533b6fbe0a66a02

SONUÇ

Pink Floyd’un milyonlarca albüm satması, onları açıklamak için yeterli değil. Asıl mesele, bu kadar büyük bir başarıya rağmen müziklerinin hâlâ farklı şekillerde yorumlanabilmesi.

Psychedelic rock’tan progresif rock’a, deneysel stüdyo çalışmalarından kavramsal albümlere kadar Pink Floyd sürekli değişti.

Belki de onları zamansız yapan şey tam olarak bu.

Pink Floyd’un tek bir yüzü yok.

Benzer Yazılar